Bazı Yollar Yalnız Yürünür

Reklamlar

Bir Sayfa Huzur

 

kütüphaneeeeee

Aradığım huzuru kitaplarda bulanlardanım.

En büyük hazinem kütüphanem. Kendimi ÖZGÜR hissettiğim tek yer.

Çocukluktan gelen bir alışkanlık vardır. Okuduğum kitaplarda beni derinden etkileyen alıntıları not ederim ve paylaşmaya çalışırım.

☘️ NÖBETTEN ÇIKTIM BAŞIM SELAMET!

📝Bugünkü nöbetim unutulmayan nöbetlerimden biri olarak anılar defterimde yerini alacak. Çocuk Bölümünde olmanın birçok anlamda kazanımlarını görüyorsunuz ya da hissediyorsunuz desem daha doğru olur. Onların bakış açısıyla dünyayı tanıyorsunuz. Dünyaları o kadar güzel o kadar masum ki gerçeğine gelmek istemiyorsunuz.      MY LIBRARY
Bugün minik okuyucularımızdan biri gayet kendinden emin (3-4 yaşlarında çok da havalı 😎 şekilde) bana dedi ki: Ben “Mumya” kitabı istiyorum, verebilir misiniz diyerek kibar bir şekilde küçük bey edasıyla istedi (Bir bayanla nasıl konuşulacağını iyi biliyor kerata 😉). Gel beraber bakalım dedim. Gittik ama istediği “Mumya” kitapları rafta yoktu. Ben de bir dahaki sefere geldiğinde verelim olur mu ablacım dedim. Tamam olur ama ben sadece kütüphaneden kitabını değil, müzeden Mumya da almak istiyorum dedi. 😀 Şaşırdım. Neden mi? Kütüphaneden kitap ödünç almayı bildiği gibi müzelerde de neler sergilendiğini biliyor. Açıkçası kem küm ederek olaya çok fazla açıklık getiremedim. İçten içe ailesini ve özellikle annesini tebrik ettim. AVM Kültürünün popüler olduğu bir zamanda çocuğunu “Kütüphane Kültürü” ile tanışarak yetişmesini istiyor. Gözlerim dolarak annesini ve minik okuyucumuzu izledim. Sonra şunu düşündüm. Çocuk iken aslında hepimiz birer filozofuz. Kendimizi ve dünyamızı sorgulayarak anlamaya çalışıyoruz. Tabi çocukken ana-babalarımızdan aldığımız cevapların tatminkarlığına göre ilerde sorgulama, araştırma yönlerimiz ya gelişiyor ya da köreliyor.
🏛 Internet geldi mertlik bozuldu anlayışından çıkarak lütfen ücretsiz hizmet vererek sizleri en doğru bilgiye ulaştıran evinize yakın kütüphanelerin varlığından haberdar olun. Kütüphanelerimizi sahipsiz bırakmayın. Bir kitaba yapılacak en büyük hakaret onu hiç okumadan, kapağını açmadan rafta süs olarak koymaktır. Birer bilgi bankası olan kütüphanelerimize ailecek gelelim. Kütüphane atmosferini çocuklarımıza çocuk iken aşılayalım ki büyüdükten sonra en kıymetli şeyin paradan ziyade bilgi olduğunu anlasınlar.

Francis Bacon’un da dediği gibi “Bilgi güçtür!”.        

📚 İşte bu yüzden diyoruz ki: ”I love MY LIBRARY!”

🏛 Kütüphanemizi etiketleyerek unutmadığımızı hatırlatalım. 💙

BBC “En iyi kovalamaca” Belgeseli

Şok hayretler içerisinde izlediğim bir belgesel oldu. Hatta eyvah kesin gitti, öldü, kurtulamadı dediğim an kurtuldu belgeselin sayın başkahramanı…
İnsan bunu izlerken kendi hayatını şöyle bir gözden geçiriyor. Ölüm ile hayat arasındaki ince çizgiyi yaşayanlar çok iyi anlar. Hayatımızda ne kadar saçma sapan şeyleri dert ediyoruz ve en küçük olumsuzluklarda direk beyaz bayrağı çekiyoruz. Ne olursa olsun PES ETMEMEK gerekir. En küçük UMUT bile mücadele etmeye değer. Ne olacağını bilemez kimse…
Bu videoyu izlerken hepimizin bildiği “Tavşan ile Kaplumbağa Hikayesi” zihnimde canlandı. Çocukken çok okutulan ve anlatılan hikayelerden biri idi.. Bildiğiniz gibi Tavşan kendisine çok güvenir, sürekli hızlı koşmasıyla böbürlenir dururmuş…Kaplumbağa da ona yarış teklif etmiş. Tavşan tabi gülerek benimle mi yarışacaksın der gibi kabul etmiş. Herkes kaplumbağaya şaşırmış. Tavşanın onu geçeceğini bildiği halde neden yarış teklif etti diye…Derken yarış başlamış. Tavşan hızlıca gözden kaybolmuş, kaplumbağa ise yavaş yavaş fakat emin adımlarla yürüyormuş. Tavşan arkasına bakmış kaplumbağa gelene kadar şurada kestireyim azıcık diyerek uyumaya başlamış. Uyandığında kaplumbağayı herhalde yarıştan vazgeçti diye düşünmüş fakat heyhat! O da ne! Küçümsediği kaplumbağa yarışı bitirmek üzere imiş. 🙂 Son çabayla koşmaya çalışmış fakat yarışı yavaş emin adımlarla VAZGEÇMEDEN yürüyen kaplumbağa kazanmış. Tabi bizim kibirli tavşan üzülmüş. Kaplumbağanın şu sözleri hayatının anlamı olmuş: Tavşan kardeş, önemli olan yaptığın her işte kararlı olmaktır. Gereksiz övünmek sadece zayıflıktır. Bundan sonra sende “En hızlı benim” diyerek övünme! Diyerek yuvasına doğru yavaş yavaş yürümeye başlamış. Tavşan yaptığı hatayı anlamış. O günden sonra hiç kimseye yarışmaktan söz etmemiş.
Hikayemiz bu şekilde biter. Videodaki yılanlarda kendine çok güveniyordu. Avlarının ellerinden kaçamayacağını sanıyordu. Sonuç şaşırtıcıydı tabi ki…

Neyse çok uzatmadan son sözü Amerikalı Girişimci olan Victor Kiam’a bırakalım:

“ASLA VAZGEÇMEYİN! YÜZÜSTÜ YERE SERİLSENİZ BİLE, HALA İLERİYE DOĞRU HAREKET EDİYORSUNUZ DEMEKTİR!”…

Kaynakça:

İÇİMİZDEKİ HAPİSHANE!…

KIR ZİNCİRİBazı AN’lar vardır, size bazı kavramları çağrıştırır ve hemen kaleminize sarılmanızda ilham verir. Bu fotoğrafta o anlardan biri…Çıkardım kamerayı, çektim bu anı ortaya böyle bir kare çıktı. Kareye bakınca zihnimde uyandırdığı ilk çağrışım ÖNYARGI kelimesi oldu. Önyargı nedir deyince biraz Google Amca’dan araştırarak yaptığım hoşuma giden birkaç tanımı paylaşmak isterim:

“Önyargı, insanların düşüncesizliğine bir kılıftır.”  

“Suizanın pusulasıdır.”

“En adaletsiz yargı önyargıdır.”

Aslında önyargı sadece olumsuz olarak çıkmaz karşımıza. Bir şeyi tanımadan bilmeden de tarafı olmak da önyargının olumlu tarafı gibi algılanır. Tabi bizde “eleştiri” denilince aklımıza gelen ilk olumsuz anlam ağır bastığı gibi önyargı da böyle algılanıyor toplumumuzda…Her neyse uzatmayayım. Önyargı denilince zihnimde böyle bir resim canlanıyordu ve aradığımı somut bir şekilde yansıtma fırsatı buldum. Albert Einstein’in çok sevdiğim bir sözü vardır: “İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim, atomu parçalamamdan daha zor.” Hayata dair hepimizin kendimize has düşüncelerimiz, duygularımız, inançlarımız, doğrularımız vardır ki olması gereken de budur. Einstein’nın da vurguladığı gibi bizler düşüncelerimize, duygularımıza, inançlarımıza öyle sıkı sıkı bağlıyız ki eleştirildiğinde hemen tepki veriyoruz. Aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri yaşamayı tercih etseydik makineden seri üretim halinde çıkmış bir nesneden farksız olamazdık herhalde… Bizleri zenginleştiren farklılıklarımızdır. Bunu içselleştirebilirsek yaşadığımız etiketleme sorunlarının büyük çoğunluğu ortadan kalkacak galiba…Hayatımızın her anında önyargılarımız devrededir. Bizleri onlar yönlendiriyor, yönetiyor. Örneğin; son zamanlarda yaşanan acı olaylardan İran taraflarında düşen uçak kazasında 11 genç kızımızın acı bir şekilde can verdiği olayla ilgili arkasından yapılan haberler, yorumlar…Empati yoksunu olduğumuzun önyargılarla hareket ettiğimizin göstergesidir. Kızlarımızın zenginliğine, yaşam biçimine dil uzatacak kadar yapılan çirkin ithamlar ve sonrası bildiğiniz etiketlenmeler…ve işte sonuç: “ateş düştüğü yeri yakar” sözünün tesiriyle acılı ailelerin yavrularını kaybetmenin mi yoksa onların arkasından çıkan dedikodulara mı yanacağını bilememeleri…Ya da başka bir örnek verecek olursak; bir kitap beğenirsiniz, dış kapağı size çekici gelir ve hemen alırsınız. Sonra içini açıp okuduğunuzda bu muymuş arkadaş o kadar reklamını yaptığınız dersiniz. İşte dış görüntüye bakarak yargılarla karar verirsen durum budur. Eminim hayatımızda önyargıya takılan birçok hadiselere şahit oluyoruz ve kendimiz yaşıyoruz, maruz kalıyoruz. Toplumda önyargının en çok rahatsız eden ve toplumsal sorunlara sebep olmasına neden olanı da dili, dini, ırkı, cinsiyeti, görünüşü, yaşam tarzına bakarak insanları ayırmaktır. Bu tarz durumlarla karşılaşınca “hey arkadaşım kitap mı etiketliyorsun” diyesim geliyor. Önyargılar gelişmemizi engelliyor. Baskın olduğu yerlerde yenilik adına öne sürülecek fikirler, duygular rahat bir şekilde ortaya çıkamaz. Yani sevdiğimiz her şeyi sorgulamadan direk kabul etmek mi gerekir. Sevdiğimiz şeylerin hiç mi yanlış tarafı yoktur? Yani hepimiz duygularımızla, düşüncelerimizle, inançlarımızla birer “Hatasız Kullar” mıyız? Kabul edersiniz ki böyle bir şey insan fıtratına ters bir durumdur. Rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de “Hislerinize uyup adaletten sapmayın” (Nisa Suresi 135. Ayet) buyrularak hislerinize, nefsinize uyarak adaletten uzaklaşmayın diyerek önyargıyla hareket etmeyin mesajı veriliyor. Yaşamda birçok şey hal ve tutumlarımızı etkileyebilir, etkileyecektir de. İnsan olarak etkilenmemek imkansızdır. Önemli olan bizleri ayrıştırmaya, sınıflamaya, etiketlemeye, adaletsizliğe sevk etmesine izin vermemektir. Bunu başarabilirsek empati duygusuyla hareket ederek birbirimizi daha iyi anlayabilen bireyler halinde yaşayabiliriz. Yazımı müsaadenizle şu hikaye ile bitirmek isterim:

“Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincik ile bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Eve geldiğinde gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. Tam o sırada içerideki odadan bir bebek sesi duyulur.

Anne odaya yönelir Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında parçalanmış olan yılanı görür”…

Kaynakça:

http://www.edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=15526

https://www.yazarcizer.net/6406/zihnin-at-gozlugu-onyargi

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nisâ-suresi/628/135-ayet-tefsiri

HAYAT BİR MERDİVENDİR…

Hayat dediğimiz yolculuk merdiven basamaklarında yol almak gibidir aslında…Kimi zaman ineriz kimi zaman çıkarız. Herkesin kendince basamakları vardır. Bazılarımızın basamakları yüksektir, tırmanması da inmesi zordur; bazılarımızın alçaktır tırmanmak da inmek de kolaydır…

Böyle bir çağrışım nereden yaptı derseniz kısaca anlatayım: Hastaneye gittim. Bilirsiniz hastane yoğunluğu işte. Oradan şuraya koş, sonuç göster, ilaç yazdır vs. durumları… Elini veren kolunu alamıyor misali… MERDİVEEEEEEN

Birinci kata çıkmam gerekiyor. Annem önden gidiyor bende arkadayım. Merdivenin sağından insanlar yukarı çıkıyor, solundan iniyorlar. Bende o kadar yoğun ki anca ortadan çıkabiliyorum. Sonra sağıma baktım. Bir teyze ile çok yaşlı bir annesi çıkıyor. Teyze, yaşlı annesinin elinden tutmuş çıkarıyor çünkü annesi çok zor yürüyor. Ona destek oluyor. Sonra soluma baktım. Genç bir anne ve 3-4 yaşlarında oğlu aşağıya doğru iniyorlar. Genç anne, oğlunun elinden sıkı sıkı tutmuş, indiriyor. Biri yaşlı annesine “yavaş anne” düşeceksin diyor, diğer genç anne de “yavaş oğlum” düşeceksin diyor. Bunları söyleme zamanları aynı anları içeriyor. Manzaraya şöyle bir baktım. Bir zamanlar kızı tarafından eli tutulan yaşlı teyze, o genç anne gibi yavaş kızım düşeceksin demişti. Bu duruma geleceği aklına bile gelmiyordu belki kim bilir…Diğer genç anne bilmem kaç yıl sonra elinden tuttuğu oğlunun desteğiyle ayakta yürüyebilecek belki…Dedim ya hayat bu süprizleri çoktur. Bu birkaç saniyelik zaman diliminde insan olarak ömrümüzün çocukluk-yetişkinlik-yaşlılık evresini görmüş oldum…Sonra kendi kendime dedim eğer güçten kuvvetten düştüğünde keşkelere yer vermek istemiyorsan ya yaşadığın gibi inan bu verilen emaneti ya da inandığın gibi yaşa! Zaman çok acımasız bütün gençliğini, enerjini, hevesini, umutlarını götürüyor haberimiz bile olmadan…Bunu söylerken bile aklıma Yeşilçam artistlerinin eski ve yeni halleri gelir. Bir zamanlar güzellik, şan, şöhretin simgesi iken ama daha sonra adı bile unutulan o güzelim insanlar… Yanlış anlaşılmasın yaşlılık insanın başına gelebilecek en kötü olaydır, çaresizliktir demiyorum. Tabi ki her yaşın güzelliği vardır. Bakalım bizler o yaşlara gelebilecek miyiz? Çocuklarımıza, torunlarımıza “Ah Ah ben genç iken” ya da “Yıl…” diye başlayan cümlelerle güzel anılarımızı anlatabilecek miyiz…

Neyse sözü çok uzatmadan Benjamin Disraeli’ye bırakayım:

“Gençlik bir gaf, yetişkinlik bir mücadele, yaşlılık ise bir pişmanlıktır”…

İSLAM’DA KADIN OLMAK…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün anlam ve önemine binaen bir kadın gözüyle İslam’da kadın olmak ve dinimizde kadının değeri ile ilgili birkaç şey söylemek isterim affınıza sığınaraktan…Neden konuyu İslam’da kadın olmak diye düşündüm acaba? Hemen açıklayayım: Toplum olarak maalesef okuyan, araştıran, sorgulayan insanlar değiliz. Bunu istatistiklerden de yapılan sokak röportajlarından da sınav sistemlerinde de vs. görüyoruz. Okumadığımız gibi bir de bu durumumuzu kabullenmiyoruz, kabullenemiyoruz. İlla bir bilgiçlik taslamamız gerekiyor. Bilmesek de okumasak da araştırmasak da sorgulamasak da KONUŞACAĞIZ!!!..

KADINLARHaydaaaa şimdi nereden girdin bu konuya diyebilirsiniz haklısınız…İşte bizim bilgiçlik tasladığımız konulardan biri de İslamiyet’teki kadının değeri. Maalesef ki maalesef bu konuyu ondan bundan duyarak konuşuyoruz, yorumluyoruz…Bazı çevrelerce bu konu çarpıtılıyor. Belki de feminist, modern, çağdaş, entel vs. görünme amaçlı olsun diye yanlış aktarılıyor bilinçli ya da bilinçsiz şekilde…Yanlış anlaşılmasın buradaki amacım birilerini eleştirmek, küçük düşürmek, bilgili görünme vs. değil. Ben de bu konuyla ilgili eksiğim ve birçok kaynak okumam gerektiğimi düşünüyorum nitekim okumaya da çalışıyorum. Bu zamana kadar okuduklarımı da kısaca özetlemek isterim.

İslamiyet kadına değer vermiyor geri plana atıyor diyenler oluyor. Bunu derlerken acaba neye dayanarak diyorlar bilemiyorum. İslam’ı iyi araştırmadıklarına eminim. Müslümanların yaşam tarzına bakarak İslam’ı yorumladıklarını düşünüyorum. Mükemmel olan Müslümanlar değil, İslam’dır hatırlatmasını yapmak isterim müsaadenizle. Onların bu iddiaları aynı gözleri görmeyen birilerinin fili tarif etmesine benzer. Birine göre fil direk gibidir çünkü bacağına dokunur, diğerine göre fil yılan gibidir hortumuna dokunduğu için, öteki başka neresine dokunduysa ona göre fili bir şeye benzeterek kendince tanımlar. Yani görenle görmeyen bir olmadığı gibi, bilenle bilmeyen de bir olmaz. Herkes bilgisi ölçüsünde algılar. Lütfen ondan bundan değil de İslam’ı orijinal kaynağından araştırın (bunu kendime de derim her zaman) Kur’anı Kerim’den ve peygamberlerin, halifelerin, İslam alimlerinin hayatlarından…Kısacası İslam’ı yaşamına geçirebilen insanların hayatlarından…

İslamiyet’ten önceki “Cahiliye Dönemi”ni hepimiz bir yerlerde okuduk, duyduk, anlatıldı. O dönemde kadınlar insan yerine bile konmuyordu. Nitekim Hz. Ömer’in şu sözleri o dönemi özetler: “Biz, cahiliye döneminde kadınları insandan saymazdık. İslam gelip Yüce Allah kadınlardan bahsedince, onların da bizim üzerimizde haklarının olduğunu gördük” (Buhari, 12/418). Yine o dönemde bir adam öldüğü zaman adamın varisleri mal, mülkle birlikte ölen adamın eşini de miras olarak alma hakkına sahiptiler. Kadın bir mal gibi alınıp satılan bir obje olarak algılanıyordu. Birinin kız çocuğu doğduğu zaman utancından toplum içine çıkamazdı. Kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. Kadına yapılan bu muamele sadece bu toplumda değil aynı zamanda Hint, Yunan, Çin, İran, Batı toplumlarında da vardı. Örneğin; Yunan hukukunda karısını öldüren kişiye ceza verilmezdi. Hatta karısını başkasına devretme hakkına sahipti. İran’da Sasaniler döneminde erkek, kız kardeşiyle dilerse evlenebilirdi. Batı toplumlarında Orta Çağ Dönemi’nde Mason Konsili’nde kadının ruhu olup olmadığı tartışılmıştır. Kadınların cinlerle ilişkisi var diye birçok kadın yakılmıştır, suda boğulmuştur. İslamiyet böyle bir zamanda kadının hak ettiği değeri bulmasını sağlamıştır. Kadın-erkek fizyolojik-psikolojik olarak birbirinden farklıdır fakat Allah katında hepimiz EŞİTİZ… Önce bunu kabullenmek gerekir. Erkek neden doğum yapamıyorsa bir kadın da fiziksel bünyesi gereği ağır işlerde (kömür ocaklarında, madenlerde vs.) çalıştırılamaz. Eğer çalıştırılıyorsa da bu kadına yapılan zulümdür zalimliktir. Buradan kadınlar çalışamaz, iş hayatına katılmasın falan diye bir anlam çıkarmayınız lütfen…

Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v)’in:

“Kadınlar konusunda Allah’tan korkun. Çünkü sizler onları Allah’ın emanetiyle aldınız.”

“Cennet anaların ayakları altındadır”

“Hediyede çocuklara eşit davranın. Eğer ben birisini hediyede üstün tutacak olsaydım kızları tutardım” gibi hadisleri kadınlara verdiği değeri gösterir. Nitekim Peygamberimizin soyu kızı Hz. Fatıma’dan devam etmesi de konunun ayrı bir yönünü açıklar. Yine Hz. Peygamber’in erkeklerin yanı sıra kadınlardan da biat alması o dönem için düşünüldüğünde ileri bir uygulama olduğunu anlayacaksınız. Kendisine insanlar arasında en çok iyilik edilmesi gereken kişinin kim olduğu sorulunca üç kere “Anne” deyip sonrasında baba, yakın akrabalardır demesi de annelere verdiği değeri saygıyı anlatır. Kur’anı Kerim’de de kadınlarla ilgili birçok ayet vardır. Örneğin; Al-i İmran Suresi 195. ayette “Rableri onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de and olsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah katındadır” Allah katında kadın-erkeğin eşit muameleye tabi tutulduğunu görüyoruz. Daha bunun gibi pek çok ayette kadın-erkek ilişkisi, kadınların haklarıyla ilgili nasıl davranılması gerektiği anlatılıyor.

Dinimizin kadına verdiği değeri, anlayışı gerek eski Türk devletlerinde de gerekse Cumhuriyet Dönemi’nde de görmek mümkündür. Orta Asya Türk Devletlerinde (İskitler, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar) kadınlar, erkekler gibi savaşa katılıp savaşıyorlardı. Kadınlar yönetimde de söz sahibi idi. Çinlilerle yapılan ilk barış anlaşmasını Mete’nin hatunu imzalaması bunun göstergesidir. Törenlerde, şölenlerde, toplantılarda hatun, hakanın sol tarafında otururdu. Ya da Dedekorkut Hikayeleri’ne baktığımızda kadını, kocası için fedakarlık yapan, onun zor durumunda yanında olan, onunla beraber savaşan, yaralarını saran bir model olarak görüyoruz. Edebiyatımızda da birçok yazar, şair eserlerinde kadın ve ona yönelik konuları, sorunları eserlerinde bir şekilde yansıtırlar. Örneğin; Namık Kemal “İbret” ve “Tasfir” gazetelerinde kadınların haklarını savunacak yazılar kaleme aldı ya da Şinasi “Şair Evlenmesi”nde görücü usulü evlenmenin zararlarını dile getirdi.

Cumhuriyet Dönemi’ne baktığımızda Atatürk’ün kadınlara siyasette, sosyal hayatta, eğitimde birçok alanda haklar verilmesinde verdiği çabalar birçok ülkeye de emsal teşkil etmiştir. Atatürk’ün şu sözleri kadınlara verdiği değeri özetler: “…Dünyada hiçbir milletin kadını, ‘Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım…milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim’ diyemez… Belki erkeklerimiz memleketi istilâ edenlere karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir… Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsulleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber, sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilâhî Anadolu kadınları olmuştur. Bundan ötürü, hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükran ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim”. Demem o ki hem dinimiz hem de tarihimiz kadını hep el üstünde tutmuştur. Eğer dinimizi tam anlamıyla yaşayabilseydik tarihimizden ders çıkarabilseydik bugün kadınlar olarak şiddete, tecavüze, cana kast edilmeye, vs. maruz kalmazdık.

Yazımı artık sonlandırma zamanı geldi. Bunlar benim kafamda dolaşan ama bir türlü toparlayamadığım düşüncelerdi. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Hz. Aişe (r.a.) validemiz arasında geçen şu muhabbetle yazımı noktalamak isterim. Hz. Aişe validemiz, Peygamberimize sorar: Ya Resulallah beni seviyor musun? Peygamberimiz de: Ya Aişe tabi ki seviyorum der. Hz. Aişe sevdiğini biliyor fakat sevgisini nasıl ifade ettiğini merak eder. Peki beni nasıl seviyorsun? diye sorar. Peygamberimiz de “Kördüğüm” gibi seviyorum ya Aişe, der. Bu kelime Hz. Aişe’nin çok hoşuna gider. Çünkü kördüğüm açılmazdı. Yani sana bitmeyen sonsuz derin bir sevgiyle bağlıyım demek istiyordu Peygamberimiz…Allah bizleri kördüğüm gibi seven insanlarla karşılaştırmayı nasip etsin. Selametle kalın efenim…

Kaynaklar:

http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=240086

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=563

http://www.delinetciler.org/soru-cevap-bolumu/120952-kadinin-toplumdaki-yeri-ve-onemi.html

http://www.unimetre.com/detay/13-maddede-turk-toplumunda-ve-devletlerinde-kadinin-yeri-ve-onemi-774205

http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-06/ataturk-ve-kadin-haklari-2